ANONİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANONİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2009 Perşembe

TÜRK KADINININ GÖREVLERİ!

Birinci vazifen bulaşık, çamaşır ve kocana sahip çıkmaktır.
Mevcudiyetinin yegane temeli budur.
Kocan en kıymetli hazinendir.
Seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek kaynanan ve görümcelerin olabilir.
Birgün evliliğini kurtarmak mecburiyetine düşersen vazifeye atılmak için bulaşık ve çamaşırı düşünmeyeceksin.
Bu durum elektriğin ve suyun kesildiği anda ortaya çıkabilir.
Evliliğine tecavüz etmek isteyen kaynanan görümcelerin ve hayatta emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Hayatta kılıbık kocan zor bir ihtimal de olsa da başka bir bayana göz dikmiş olabilir.
Aileniz fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey asil Türk kadını, işte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen yuvanı kurtarmaktır.
Anasının kuzusu olan kocanı adam etmek senin elindedir.
İhtiyaç duyduğun merdane dolabın sol üst köşesinde saklıdır.

24 Temmuz 2009 Cuma

KİMSESİZİN MAL BEYANI


1-Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen

2-Gökyüzünde bir bulut

3-Bitlis'te beş minare

4-Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili

5-Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı

6-Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü

7-Palandöken'de bir palan, iki döken

8-Kastamonu'da üç kasto

9-Üç fay hattı

10-Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma

11-Dünyada mekan

12-Ahirette iman

13-Denizde kum

14-Uzayda yerçekimsizlik

15-Bir çuval gazoz kapağı

16-Bir kibrit kutusu sigara izmariti

17-On sekiz saç biti

18-Biri İngilizce 6 adet küfür

19-Yirmi tane boş naylon poşet

20-Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht

21-Bir sürü saç sakal, kıl, tüy, yün

22-Üçayrı parkta, üç ayrı belediyeye ait, üç ayrı banka reklamlı bank

23-Bir ayakkabı çekeceği

24-İki büyük taş kütlesi

25-Bir adet ağaç gölgesi

26-Üç kuş kanadı sesi

27-Bir sürü kedi köpek

28-Bir marmara denizi

29-Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci

30-Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu

31-Çalıp çalıp kaçılan beş tane melodili apartman zili

32-Nakit 15 lira

33-Anne babadan kalma yarısı yaşanmış bi ömür...

17 Haziran 2009 Çarşamba

ATEŞ İLE SU


Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına.

Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,yüreğindeki duruluğa

Demiş ki suya:Gel sevdalım ol,Hayatıma anlam veren mucizem ol...

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa

al demiş; Yüreğim sana armağan...

Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına...

Zamanla su, buhar olmaya,ateş, kül olmaya başlamış.

Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...

Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su...

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...

Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu

Bir gün gelmiş, suya varmış yolu

Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın.

Ve o an anlamış;

aşkın bazen gitmek olduğunu.

Ama gitmenin yitirmek olmadığını....

Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:

Ateş sudan,su ateşden kaçar olmuş..

Ateşin yüreğini sadece su,

Suyun yüreğini

Sadece ateş alır olmuş...
.

29 Mayıs 2009 Cuma

BİR KARI KOCANIN AYNI GÜN GÜNLÜKLERİNE YAZDIKLARI:))‏

Kadının Günlüğüne yazdıkları:
Bugün üç yıl bitti. Onun karşısına gelinlikle çıktığım günkü kadar mutluyum. Tanrım, onu ne kadar seviyorum. Mükemmel bir erkek,cazibeli, yakışıklı, anlayışlı,sevecen, her şey var. Bugün Cumartesi, bıraktım arkadaşlarıyla eğlensin. En sevdiği yemek olan pastırmalı Kurufasulye ile pilav yapıyorum. Pişti, demleniyor.Banyo yaptım, en sevdiği kıyafeti giydim. Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacağız..

Eve geldi sonunda. Beni öpüşü biraz soğuktu, aklı başka yerde sanki. Aman Tanrım,yoksa? Tüm cilvelerime rağmen,bana yanaşmadı. Arkadaşlarıyla ne yaptığını sordum, ağzında birşeyler Geveledi. Yemekte biraz keyfi yerine gelir gibi oldu, ama hala dalgın,hala uzak,hala kabuğuna çekilmiş. Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor. Benden genç mi acaba? İşyerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın?

Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken, artık dayanamadım 'neyin var?'diye sordum. Gülümsedi, zoraki bir gülümseme, acı dolu,uzaklık dolu.. 'Yok birşeyim' diye geçiştirdi.

O gürül gürül yanan aşkın bukadar çabuk biteceğine inanamıyorum, daha dün bana ebediyete kadar benimle olmak istediğini söylüyordu. Bugün aramızda iletişim kopukluğu başladı bile. Belki de kilo alıyorum. Çok mu vır vır yapıyorum? Elini tuttum. Elimi okşadı,ama eller hissiz, parmak uçları soğuk..Stepe başlasam? Çocuk istesem? Yalan, yalan, yalan.Kendimi kandırmaktan başka bir şey değil bunlar. Bitti..Bittti..Bitti. Tanrım, ölmek istiyorum. Kendimi son kez onun kollarına attım. Ağlaya ağlaya uykuya dalmışım.

Kocanın Günlüğüne yazdıkları :
Öff be, FENERBAHÇE şampiyon olamadı. Ama, kuru fasulye güzeldi....

7 Nisan 2009 Salı

Ne Güzel Cahildik...

Ne güzel cahildik...
Dışarıda kar...
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa...Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...
Sucuk lükstü.
Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi...
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında, boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...
Dışarıda kar...
İçeride kanaat...
İçeride huzur...
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk. Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası...
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı... Domates de...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar...
İçeride huzur...
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi... Kimin umurunda...
Ne güzel cahildik. Mutluluğun resmini çiziyorduk...

6 Mart 2009 Cuma

BURÇ BÖYLE YORUMLANIR:)

KOÇ
Canim benim. Ya ben yerim senin o duygusal , mütevazi, ince, anlayisyumagi dygularini! Sen seçildinde mi gönderildin bu dünyaya. Bir insan bukadar mi düzgün, bu kadar mi programli, bu kadar mi anlayisli olabilir.. Bukoçlar var ya, IQ seviyesi yüksek insanlarin burcudur. Dost insan,güzel insan. Insan gibi insan. Allah seni basimizdan, yanimizdan eksiketmesin. Iyi ki varsin! Allah herkese koç gibi dostlar nasip etsin insallah.Bitanem benim, canim canim...
BOGA
Ayy benim güzeller güzelim. Bu bogalar var ya dünya tatlisi, yergök harikasi, seker mi seker insanlardir. Bal bunlar bal. Bunun sohbetinedoyum olmaz.! Iyi sevgili, iyi arkadas, iyi,iyi,iyi, ...... say say bitmezbunlar. Hatta bak yazmayayim dedim, ama dayanamayacagim ve sizinle depaylasacagim bu gerçegi. Biliyor musunuz ki sizler; 'bir boğa bir dünyayabedeldir'... Onlar sanli burç aleminin, yere göge sigmaz, harikulade burçgurubudur.
IKIZLER
Halt etmis sana iki yüzlü diyenler. Onlar seni çekemiyorlar.Rahatligin,her ortama uyum saglayisin, pratik zekan... Taaa biii ki kiskanirlarseni sekerim. Kim senin gibi kadar özgüven sahibi olmayi istemez ki. Senhiçbir zaman unutma ikizler, seni hayatin boyunca çekemeyenler olacaktir. Senhiç takma o güzel kafani onlara. Sen burçlarin en sevimlisisin. Adınikizler ama, sen bitanesin.
YENGEÇ
Allah seni yaratti, melekleri niye yaratti. Ya kardesim nedir buzerafet, karizma... Sen miknatis misin nesin? Bir insan her girdigi ortamda bukadar ilgi çekmeyi nasil basarir. Hem de hiçbir çaba bile sarf etmeden.Yoksa sen ! mükemmelligin es anlami misin? Kim istemez annesi yengeçburcu olsun,esi bir yengeç burcu olsun. Sen var ya olmazsa olmazsin.Burçlarin bas tacısın.
ASLAN
Heyt bee.. gözümüzün senligi, gönlümüzün nuru. Afet-i devran,mükemmel-i cihan. Aslan mi bu aslan . Senin kadar aynalarla barisikolan var mi sudünyada. Sen ki güzelligin simgesi, yer yüzünün günesi. Seninbütün fallarinda nazar çikacaktir. Mümkündür. Baska mümkünati dayoktur. Allah seni kem gözlerden korusun insallah, emi?
BASAK
Merhametlim benim. Karincayi bile incitemeyen, hassas , sevgi dolu,güzel basagim benim. Efendiligin simgesi, kibar insan. Seni varya anlatacakkelime bulamiyorum. Nesin sen? Yoksa kanatsiz bir melek mi? Herkesiniyiligini düsünen, verici , vefakar basak. Senin adin basak degil,barisin,temizligin simgesi beyaz güvercin olmaliydi. Neyse canim üzülme.Biz biliyoruz ya yeter. Üzülme tamam mi? Beyaz güvercinim benim.
TERAZI
Hay sana dengesiz diyen o dengesizler. Ben onlara ne diyeyim bilmiyorum k i!Yahu sen olmasan varya, su insanoglu soyunda bir eksiklik bir yitimolurdu. Sen dengesin insanlik için. Alem buysa kral sensin. Sen susarsan birneden, konusursan ayri bir neden vardir. Marifetli, kabiliyetli, en artiliburç sensin. Senin üstüne burç taniyan, megalomandir. Söylesene seninüstüne burç mu vardir? Ben ki sahsi fikrim, senden iyisini bilmem, tanimam,görmem.
AKREP
Herkes bir akrep olarak dogmayi isterdi inan bana. Güzel gözlerin,gururun, albeninin temel tasi akrep. Senin kadar hayatina hakim, senin kadaryaptigi isin arkasinda durabilen kaç kisi kaldi artik. Allah senin soyunueksik etmesin. Sen ki, bir bakisiyla buzlari eritebilen, insana senin içinFerhat olup daglari delmeyi istettirebilen insan. Kim demisse sana fesat diye,onlarin hepsi....... ........ Neyse, yine açtıracaklar agzımı. Seningüzel gözlerin bile yeter o kiskançlara. Sen görmezden, duymazdan gelo fesatlari.
YAY
Kainatin bir burcu olsa , kesin yay olurdu. Sanatkar, vefakar, dogrudürüst insan dedikleri sen olsan gerek. İçinde bir tek yay olmayan birarkadas grubunu, ugruma ölecek olsalar bile tanimam ben. Senin heyecanbudalasi oldugunu sanan bir grup kendini bilmez, senin o insana hayat verenenerjini çekemeyenlerdir. Burçlar aleminin kozmik mucizesisin sen. Senin havanbile yeter güzelim. Çatlasin çekemeyenlerin.
OGLAK
Sana inatçi diyorlar diye üzülme. Onlar senin istikrarina giptaylabakip, senin yarin bile edemeyen kisiler. Dürüstlük senin burç genlerindevar. Bütün alimler, bilginler genelde oglaktir. Oglak burcu olmak bile,tek basina bir sereftir. Hatta oglak burcu olarak dogamamis kadersizleriçin, oglak burcunu birinci dereceden akrabasi olmak bile ayri bir sereftir.Sen kivrak zekanla, zaten her zaman bir sifir öndesin.
KOVA
Hep çevresindekileri düsünen, insancil duygulari fazla gelismis,sevgi dolu kovalar. Allah sizin iyiliginizi versin emi? Ayol bu ne vericilik, bune genis bir yürek öyle. San! a sabit fikirli diyenler, senin her fikrininbir cevher oldugundan habersiz mi? Esitlik senin için ne kadar önemli. Ahkeske herkes senin çeyregin kadar bile olabilse. Sen çok yasa emi?
BALIK
Insanlar öyle duygu yoksunu olmuslar ki, senin bu yaradilisin özüduygusalligini alaya alacak kadar saçmalayabiliyorlar bazen. Senparanoyak degilsin canim, ince fikirlisin. Ama nerdeee, bu ayrimi yapacak kafabazilarinda. Ben senin o yanagina düsen göz yasini seviyorum, ohüzün dolu bakisini seviyorum, o sevgi dolu , gizemli yüregini seviyorum. Sanasıkıcı diyenler bogum bogum sikila insallah. Sen ferah tut kendini. Rahat ol,bosver, takma o çan çan çeneleri kafana

26 Şubat 2009 Perşembe

CEN.NET

Bir profesörün mezun edeceği talebelerine verdiği son ders...
Bilgisayar Mühendisi Arkadaş, iyi bir donanımcı veya iyi bir programcı veya iyi bir networkçü veya iyi bir system administrator olacaksin.Yanlız şu mühim meseleleri sakin aklından çıkarma: Bu kainatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütün varlığı ve içinde yeryüzünü create etmiş, güneşi bir power source, ayı bir system clock yapmış. O power source’dir ki kesintiye uğramaz ve o system clocktur ki şaşmaz ve şaşırmaz, o donanımcının ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir.Bu zât ayni zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam dünya üzerinde çalışacak şekilde koca hayat programını yazmış, yüz binlerce yıldan fazladır, error verdirmeden, crash ettirmeden çalıştırıyor. Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu da anlamak istersen, önce kendine bak.Gözünle göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş ve yine o küçücük hücrende execute ettiriyor. Madem ki DNA’nın bir program olduğu apaçıktır, ve bir program programcısız olamaz, demek ki senin programcılığın, o büyük zâtın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir.Yine senin bütün hücrelerinden oluşturduğu network’ün içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, senin de diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımı yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor. Ve sen etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü mediayı hazırlamış kullandırıyor, ve sen bunları keşfeder, kullanır fakat bir yenisini ekleyemezsin, o halde öyle büyük bir network uzmanı zât vardır ki senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını verir. Senin networkçülüğün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir.
Arkadaş, aldanma! Şu güzel dünya hayatı programı bir limited trial version’dur, görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiç bir surette save edemiyorsun. Öyle ise, bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda about kesimi koyup kendini tanıttırmasın. Öyle ise bu kainatın en büyük donanımcısı, programcısı, networkçüsü ve system administrator’u olan zâtın her yere işlediği about kesimlerini gör, öğren, full versiyonunu kazanmak için çalış.Unutma ki cen.net ten ötelere bağlanırsan hiç bir zaman hattan kopma ve kesilme yaşamayacaksın . Unutma ki hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli loglar tutuluyor. Bu loglar her şeye gücü yeten o system administrator tarafından kontrol edilecektir.
Ey insan! İnsan isen, şu güzel işlere, tabiatı, tesadüfü, boşluğu, dalaleti karıştırma; çirkin etme, çirkin yapma, çirkin olma.Hiç bir zaman eski versiyon olma Win95-98-me-2000-xp-vista gibi daima refresh ol ...
Kalbinin Cpu frekansını ve megaherzini hep yüksekte tut , sana yapılan iyilikleri RAM inde iyi sakla ...
Ve gelen sinyalleri aynı hassaslıkla cevapla....Herkese iyi davran ,hoş görülü ve saygılı ol ....
Unutma ki yaptığın bütün hareketler bir backup ünitesiyle yedekleniyor ve ileride tekrar sana dev bir monitörde gösterilecek.....

24 Şubat 2009 Salı

GÜLELİM Mİ?

Bir golf klübünün soyunma odasında bir sürü adam giyiniyormuş. ortada duran bir cep telefonu çalmış, Yakınındaki bir adam konuşma düğmesine basmış ve giyinirken konuşmaya başlamış ADAM: Alo
KADIN: Merhaba şekerim, kulüpte misin?
ADAM: Evet
KADIN: Ay ben burada supper bir deri ceket gördüm. 1000 dolarcık. Alabilir miyim?
ADAM: Oluur, madem çok sevdin, al tabii
KADIN: Aslında buradan önce de galeriye uğradım. 2008 modelleri gelmiş, tam istediğim renkte birini buldum
ADAM: Ne kadar?
KADIN: 60 000 dolarcık.
ADAM: O parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama...
KADIN:Yaşasınnn! Bi şey daha var: Gecen sene beğendiğimiz ev yine satılık Ve 450 000 dolar istiyorlar.
ADAM: Tamam, ama 420 000 dolardan fazla verme sakin.
KADIN: Oldu sekerim. Sonra görüşürüz. Seni seviyorum.
ADAM: Ben de seni... Görüşürüz.
Adam telefonu kapatıp afallamış şekilde onu seyreden topluluğa döner ve Sorar: 'Bu telefon kimin, bilen var mı?'

21 Şubat 2009 Cumartesi

EFLATUN' dan

Eflatun'a iki soru sormuşlar:
Birincisi; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?
Eflatun tek tek sıralamış:"Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.Ne var ki çocukluklarını özlerler.Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.Ama sağlıklarını geri almak için para öderler.Yarından endişe ederken bu günü unuturlar.Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar.Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar.Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."
Sıra gelmiş ikinci soruya;
"Peki sen ne öneriyorsun?
"Bilge yine sıralamış:"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın.Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.

ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."

20 Şubat 2009 Cuma

BALIKÇI....


Amerikalı bir zengin, iş seyahati sırasında Meksika'nın küçük bir kıyı kasabasına uğramış... Limanda gezerken, bakmış ağzına kadar balık dolu bir tekne ve içinde keyifli bir balıkçı... "Merhaba balıkçı" diye seslenmiş, "... Bu balıkları kaç zamanda tuttun?" "Bir iki saatimi aldı" demiş balıkçı... İştahlanmış bizim işadamı; "E, niye biraz daha kalıp daha fazla tutmadın?" diye sormuş. "Bu kadarı bize yetiyor da ondan" diye omuz silkmiş balıkçı. Şaşmış balıkçının bu kanaatkarlığına işadamı; "Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun peki" diye üstelemiş. Balıkçı, özetlemiş bir gününü: "Sabahları açılır, biraz balık tutarım. Sonra çocuklarımla oynarım. Öğleyin karımla biraz siesta yaparım. Akşamları amigolarla beraber gitar çalıp şarap içer, geç vakte kadar eğleniriz. Oldukça meşgul sayılırım senyor". Gerinmiş Amerikalı: "Bak" demiş "... ben sana yardımcı olabilirim.. Bu işe daha çok zaman ayırmalısın. Daha büyük bir tekne bulup daha çok balık tutmalısın. Oradan elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa sürede tuttuğun balıkları doğrudan işletme tesislerine satarsın. Hatta zamanla kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Kısa zamanda balıkçılık sektöründe bir numara olursun". Balıkçı merakla "Bunları yapmak kaç sene alır sinyor" demiş:"15-20 yılda halledersin" demiş Amerikalı, "Ama sonrası daha parlak: Zamanı gelince şirketini halka açarsın, hisselerini iyi paraya satarsın, kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın." "Milyonlarha..." diye tekrarlamış balıkçı... "Eeee... sonra?" "Sonra emekli olursun. Küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin. İstersen zevk için balık tutarsın. Çocuklarınla oynar, karınla keyfincesiesta yaparsın. Akşamları da arkadaşlarınla şarap içip gece yarısına kadar gitar çalarsın. Nasıl...? Mükemmel değil mi? "Balıkçı cevap vermiş,"Ben zaten şu anda o işi yapıyorum,bu kadar telaşa ne gerek var..."
Bir an olsun durup düşünseniz; "Bütün bu telaş ne için...?" Arada denize açılıp, çocuklarınızla oynaşmayacak, dostlarınızla sohbet edip bir şeyler paylaşamayacak olduktan sonra onca koşturmanın ne anlamı var? Hırsla örülü onca yılın vaat ettiği final, halen yanı başımızda duran mutluluksa, bu yarışa ne gerek var?

İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle,
"Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?" der.
Baba; "Ben de yorgunum oğlum"' der demez çocuk ağlamaya baslar.
Baba tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra dalı olguna verir.
"Al oğlum, sana güzel bir at" der. Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile...
Baba gülerek kızına: "İste yasam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir yada bir çocuğun tebessümü olabilir."
Değnekten atınız hiç eksik olmasın.....

6 Şubat 2009 Cuma


HEPİMİZ ÖZELİZ...
Arkadaşım, karısının komodininin çekmecesini açtı ve
pelur kağıda sarılı bir paketi aldı. "Bu- dedi- sıradan bir paket değil, bu bir iç çamaşırı." Paketi açtı ve yumuşacık ipekli dantele baktı. "New York'a ilk gittiğimizde almıştı, 8-9 yıl önce. Hiç giymedi. Onu özel bir güne saklıyordu". "Sanırım bu en uygun zaman."Yatağa yaklaştı ve iç çamaşırını cenaze levazımatçısına götüreceği diğer eşyaların yanına koydu.
Karısı ölmüştü. Bana dönüp dedi ki: "Hiçbir şeyi özel bir gün için saklama. Yaşadığın hergün özel bir gündür." Hala o sözlerini hatırlarım:
Hayatımı değiştirdiler. Artık daha çok okuyor ve daha az temizlik yapıyorum.Terasıma çıkıp, bahçedeki otlara aldırmadan, manzarayı seyrediyorum. Ailemle ve arkadaşlarımla daha çok vakit geçiriyorum ve daha az çalışıyorum. Hayatın, zevk alınması gereken deneyimler bütünü olması gerektiğini anladım. Artık hiçbir şeyi saklamıyorum. Kristal bardaklarımı hergün kullanıyorum.Markete alişverişe giderken, canım istiyorsa eğer ve öyle karar verdiysem, en yeni ceketimi giyiyorum. Artık en iyi kokumu özel davetler için saklamıyorum, istediğim an sürüyorum.
"Bir gün..." ve "Bugünlerde birinde“ cümleleri sözlüğümden yavaş yavaş yok oluyor. Eğer görmeye, dinlemeye veya yapmaya değiyorsa, onu hemen şimdi görmek,dinlemek veya yapmak istiyorum.
Arkadaşımın karısı, hepimizin hafife aldığı „yarın“ burada olamayacağını bilseydi ne yapardı bilmiyorum. Ailesini ve en yakın dostlarını çağırırdı sanırım.
Belki de, geçmişteki olası bir kavga için özür dilemek ve barışmak için bazı eski dostlarını arardı. O çok sevdiği Çin yemeklerini yerdi, diye düşünmek istiyorum.
Saatlerimin sayılı olduğunu bilseydim, yapmadığım bu küçük şeyler beni rahatsız ederdi. "Birgün" nasılsa görürüm dediğim can dostlarımı göremediğim için rahatsız olurdum. Bugünlerde bir gün
yazmayı düşündüğüm bir mektubu yazmadığım için sıkılırdım. Kardeşlerime ve çocuklarıma, onları ne kadar çok sevdiğimi yeterince sık söyleyemediğim için sıkkın ve üzgün olurdum.
Şimdi geç kalmamaya, yaşamımıza neşe ve kahkaha katacak birşeyi tehir etmemeye ya da saklamamaya çalışıyorum. Ve her gün kendime bunun özel bir gün olduğunu söylüyorum. Her gün, her saat, her dakika özel.

5 Şubat 2009 Perşembe


İSİMSİZ!

Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralının 4 eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş. İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral birinci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş. Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapayanlız kalmaktan çok korktuğu için,eşlerinden hangisin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş. En çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolculuğunda kendine eşlik etmek ister mi diye sorduğunda aldığı yanıt kalbine bıçak gibi saplanan kısa ve net "mümkün değil" olmuş... Hayatım boyunca seni sevdim. Sen benimle birlikte ölmeyi kabul edermisin sorusuna üçüncü eşi de "hayır, hayat çok güzel.. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim" diye yanıt vermiş. Kral bir kez daha yıkılmış. Her sorunumda her zaman yanımda olan bana yardım eden sendin, bu sorunumda da bana yardımcı olur musun talebine karşı ikinci eşinden; "bu sorunun için hiç bir şey yapamam, olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım" karşılığını almış. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesi ile irkilmiş. "nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim..." Ah diye inlemiş kral; "keşke bir şansım daha olsaydı..." Yaşamda hepimiz 4 eşliyiz aslında. Dördüncü eşimiz vücudumuz. Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir. Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür.. Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır. İkinci eş, ailemiz ve dostlarımızdır. Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır. Birinci eş ise ruhumuzdur. Bizimle gelir... Unutmayın; Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar. Kazandıklarımız değil, biriktirdiklerimiz bizi zengin yapar. Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar. Başkalarına verdiğimiz öğütler değil, bizzat uyguladıklarımız bizi insan yapar...